Radisson Blue Otel Kayseri

Radisson Blue Otel Kayseri davetlisi olarak mekan ve yemek bloggerı arkadaşlarla birlikte ülkemizin nadide şehirlerinden biri olan Kayseri ve Radisson Blue Otel ile ilgili izlenimlerimle ve edindiğim bilgileri paylaşmak üzere sizlerleyim.
20 Nisan 2016 Çarşamba günü İstanbul’dan başlayan yolculuğumuz Kayseri Hava Alanında gezi boyunca ulaşımımızı sağlayacak olan Şahika Turizm ve rehberimiz Emine Zayhan’ın bizleri karşılaması ile otele doğru yola çıktık.

Radisson Blue Otel’in konumu hava alanına çok yakın olduğu için ilk defa hava alanından gideceğimiz yere çok kısa bir sürede ulaşmış olduk. İstanbul’da yaşayanlar ne demek istediğimi çok iyi anlarlar:) Radisson Blu Hotel Genel Müd. Fercan Başkan’ın bizleri ekibi ile birlikte kapıda güler yüzlü karşılaması, ardından bavullarımızın Business Class odalarımıza yerleşmesi ve kahve eşliğinden bir mola verip otel hakkında bilgiler alarak gezimiz başlamış oldu.
radisson blue otel girişi
Radisson Blue Hotel ile ilgili kısa bilgi verecek olursak;
Kayserili iş adamı Süleyman Çetinsaya’nın Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptığı Doruk Yat. ve İnşaat A.Ş. tarafından otelin yapımı tamamlanmış. Radisson Blu Hotel Kayseri, uluslararası Radisson zincirinin Türkiye’deki 10.’cu oteli olarak, 2014 yılı Eylül ayında hizmete açılmış. Türkiye’nin önemli sanayi merkezi olan Kayseri’de, iş dünyasına ve kente kayak, kültür ve gastronomi turizmi için gelmekte olan misafirlerine hizmet veren Radisson Blu Hotel Kayseri, kentin markalaşmasında önemli bir rol oynamaktadır, Otelin şehrin orta noktasında tüm şehri kucaklayan konumu, panoramik şehir manzarası ve Erciyes’in ihtişamlı manzarası dikkat çekmekte. Radisson Blu Kayseri, şehir merkezinde modern çizgisiyle fark yaratmakta ve 20 kattan oluşan otelde, rahatınız için tasarlanmış 243 oda ve 1 king suite bulunuyor. İş adamlarına özel Executive odaların yer aldığı özel katlar, tüm ihtiyaçlar düşünülerek hazırlanmış. Misafirlerine ücretsiz yüksek hızlı internet erişimi gibi olanaklar tanıyan otel, ayrıca Lounge ve 2 ayrı şık restoranı ile Kayseri’nin aranılan mekanları arasında yer almakta.ilindiği gibi Türkiye’de standart otel odalarının büyüklüğü, 15 metrekare, 20 metrekare arasında değişmektedir. Radisson Blu Hotel Kayseri’de ise, standart odaların en küçüğü 35 metrekaredir ve bu oran Türkiye’deki oda standartlarının çok üzerindedir. Odalarda çay-kahve, internetin yanı sıra, ütü masası ve ütü gibi, gelen misafirlerimizin ihtiyaç duyabilecekleri hizmetler ücretsiz verilmektedir.

Anadolu mutfağı ve dünya mutfaklarından zengin bir menüyle misafirlerine hizmet vermekte. Bu arada, otel olarak geçtiğimiz yıl, ISO 22000: 2005 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi sertifikasını almıştır. British Certifications Inc tarafından Nisan 2015 tarihinde verilen ISO 22000: 2005 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi sertifikası; otel içi – otel dışı yemek üretimi ve sunumu hizmetlerinde HACCP standartlarına uygun faaliyet gösterdiğimizi belgelemektedir. Bu sertifika, tüketicilerin uluslararası standartlara uygun, kaliteli, güvenilir ve sağlık açısından güvenli ürün ile hizmet almalarını garanti altına almaktadır. Bir diğer konu ise otelin, modern şehir insanının, sağlık ve bakım kaygısını ortadan kaldırarak, City Club da kapsamlı bir spor merkezi, saunalar, buhar odaları, bakım üniteleri ve kapalı yüzme havuzu ile misafirlerine ve üyelerine hizmet sunmaktadır.

Radisson Blu Hotel Kayseri olarak, Kayseri turizmini dünyaya tanıtmaya devam ettiklerini ifade eden Radisson Blu Hotel Kayseri Genel Müdürü Fercan Başkan, şunları söyledi:

“Almanya, Hollanda İspanya, Dubai gibi dünyanın dört bir yanındaki turizm fuarları ve toplantılarına katılarak, her gittiğimiz yere, Kayseri’nin tanıtım tohumlarını ekiyoruz. Kayseri, gerek kültür ve tarih turizmi, gerek kış turizmi, gerek ticaret hayatındaki hareketliliğiyle; hem ülkemizin hem bulunduğumuz coğrafyanın parlayan yıldızı olmayı sürdürecektir.”

Tüm otel personeli; uluslararası oteller zinciri Radisson Blu’nun, %100 misafir memnuniyeti sözünü yerine getirmek üzere, konusunda deneyime sahip ve sürekli olarak personel eğitimlerinin devam etmekte olduğunu da öğrendik. Otel çalışanlarım; yabancı dil, liderlik, pazarlama, iletişim, ilk yardım gibi çeşitli konularda daima eğitim almakta.

Ayrıca Genel Müdür Fercan Başkan,

“Kısaca otel olarak, misafirlerimizin beklentilerini aşarak, onları Anadolu’nun misafirperverliği ve lezzetleriyle buluşturmak, öncelikli hedefimizdir. Kayseri’de uluslararası otel standartlarında hizmet veren, oteliz diyebiliriz. Otelimizde, konusunda bilgi deneyimi ve tecrübesi çok yüksek olan, başarılı bir ekip ile çalışıyoruz. Otelimizde, yerli iş adamlarının yanında, Alman ve İspanyol iş adamları başta olmak üzere, dünyanın dört bir yanından iş adamlarını, dünyanın dört bir yanından gelen kayak sevenleri ve ulusal ve uluslararası kayak sporcularını ağırlıyoruz. Kentimizdeki iş dünyası ve sivil toplum örgütlerinin, toplantılarına ev sahipliği yapıyoruz. Otel olarak, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından çevreye duyarlı konaklama tesislerine verilen “Yeşil Yıldız” belgesini alarak, kentimize kazandırmanın hakkı gururunu yaşıyoruz.” dedi.

Bizde bu üç günde aldığımız bilgilerin doğruluğunu hem otel, hem hizmet anlamında yaşayarak gördüğümüzü söyleyebilirim. Birinci gün aldığımız bu bilgilerin lafta olmadığını personelin ilgi alakası, müşterilerine verdikleri değeri, her an her konuda size yardımcı olmak üzere hazır olduklarını, otel konforunu yaşayarak gördük. Eminim Rasidson Blue Kayseri’de konakladığınız zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Biz bu keyifli sohbet sonunda üç günlük Kayseri gezimize başlamış olduk.

Kayseri de ilk ziyaretimiz Mimar Sinan’ın evinin bulunduğu Ağırnas Kasabası oldu.
Mimar Sinan’ın Doğduğu Ev;
“Koca Sinan” olarak anılan ve ölümünün üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen bıraktığı mimari eserlerle ölümsüzleşen Mimar Sinan’ın, Kayseri’nin Ağırnas beldesindeki doğduğu evi ziyaret ettik. 50 yıla yakın Osmanlı İmparatorluğu’nda Baş mimarlık yapan ve eserleriyle dünyanın dört bir yanına adını duyuran Mimar Sinan’ın, Kayseri’ye 27 kilometre uzaklıkta bulunan Ağırnas’taki evi, şirin beldenin tanıtılmasına öncülük ediyor. Mimar Sinan’ın mimari estetiğine şekil veren doğduğu ev yapılan restorasyonlardan sonra, gezginlerin ve seyahat acentalarının vazgeçilmez gezi rotaları arasında yer alıyor.

Kayseri’de, Mimar Sinan’ın doğduğu ve gençlik yıllarını geçirdiği, özgün taş yapılar ve yer altı şehirleriyle ünlü Ağırnas Mahallesi, Dünya tarihine geçen ünlü ustanın sanatının kaynağıyla ilgili ipuçları veriyor. Yüzyıllardır Kayseri bölgesinin en iyi taş ustalarının yetiştiği Ağırnas, göz alıcı tarihi evlerin yanı sıra yer altında labirenti andıran adeta ikinci bir şehri barındırıyor. Ünlü mimarın müze haline getirilen evinin zemin katı, Ağırnas’taki bütün tarihi konakları yer altından birbirine bağlayan gizemli galeriler ve yaşam alanlarına açılıyor.

Ağırnas’tan sonraki durağımız Gesi Kasabası.
Gesi Kasabası ve Güvercinlikler;
Gesi, Kayseri şehir merkezine yaklaşık 20 km uzaklıkta olan ve her endüstriyel gelişimden uzak köyde olduğu gibi yalnızca yaşlı nüfusun barındığı, hatta onların da kışı şehir merkezinde geçirmeyi tercih ettikleri ve sadece yazları serinleme amaçlı geldikleri bir kasabadır. Yukarıda bahsi geçen türkü Gesi’yi herkesin bilmesini sağlamış olsa da Gesi’nin sahip olduğu tarih, doku ve kültürel birikimin önemi pek bilinmemektedir.
Gesi eskiden Ermeni’lerin yaşadığı bir bölgedir. Mimarisi, sokakları ve atmosferi ile aslında tarihi halen yaşan bir kasabadır. Eski zamanlardan kalma eserleri, kiliseleri ve evleri ile oldukça öneme sahiptir. Evler kesme taşlardan yapılmış olup, aralarında hiç boşluk kalmadan inşa edilmişlerdir. Bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi eski zamanlarda sahip olunan komşuluk ilişkileridir. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde eski dönemlerde bağ ve bahçelerde kullanılmak üzere gübre gereksinimi için yabani güvercinlerin belli bir sisteme göre yetiştirildikleri bilinmektedir. Güvercin gübresi, bileşimde bulundurduğu maddeler açısından oldukça değerli bir gübre olarak kabul edilmektedir. Bileşiminde yaklaşık %25 organik madde, %2 azot, %1 fosforik asit bulunmaktadır.
Gesi Kasabasındaki güvercinlikleri görüp, şehir merkezi’ne doğru yola çıkıyoruz.

Kayseri şehir merkezine ulaştığımızda öğle yemeği içinKayseri ve bölgesine has yemekleri bulabileceğimiz Kaşıkla Restaurant’ta konuk oluyoruz. Mantı, sucuk içi, kağıt pastırma, Necmiye hanım tatlısı gibi yöresel lezzetleri tadıyoruz.

 

Kayseri’ye gelip bu lezzetleri tatmamak olmaz:) Yemek sonrası Kayseri’deki en önemli Selçuklu mirası olan Hunat Hatun Külliyesi’ne doğru yola çıkıyoruz.
Hunat Hatun Medresesi;

Geometrik Selçuklu motifleri ile süslenmiş bir taç kapıdan girilen Hunat Hatun Medresesi, üstü açık kare planlı bir avlunun etrafında sıralanmış talebe odaları ve doğuda ana eyvandan oluşuyor. Şehrin tam merkezinde bulunan medresenin içi bugün çarşı olarak kullanılmakta.
Hunat Hatun Medresesi, Kayseri İç Kalesi’nin doğusunda, eski şehri çeviren surların dışında; cami, hamam ve türbe ile birlikte Selçuklu Hükümdarı I. Alaeddin Keykubat’ın karısı ve Sultan I. Giyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Hunat Hatun tarafından M. 1237 yılında inşa ettirilmiş. Medrese, caminin kuzey tarafında kalmakta.
Hunat Hatun Medresesi, 1929 yılından itibaren, Vali Fuad Beyin direktifiyle müze olarak kullanılmaya başlanmış. Uzun yıllar Arkeoloji müzesi olarak tarihi eserlerin toplanıp sergilendiği Medrese, 1969 yılında Gültepe’de inşa edilen yeni Arkeoloji Müzesi’nin hizmete girmesinden sonra, Etnografya Müzesi olarak kullanılmaya devam etmiş. Etnografya Müzesi olarak 1998 yılına kadar kullanılan medrese, müzenin Güpgüpoğlu Konağı’na taşınması sonrasında, Kayseri Valiliği tarafından bakım ve onarımı yapılmış sonra Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne devredilmiş ve hediyelik eşya çarşısı olarak hizmete girmiştir. Halen hediyelik eşya çarşısı olarak kullanılmaya devam etmekte.
Plan itibariyle dıştan dikdörtgen bir çerçeve içine sığdırılmış iki eyvanlı medreselerdendir. Cami gibi medrese de çok itina ile inşa edilmiş. Muntazam taş dizileri ile kaplanmış olup, tamamıyla sivri çok özenle yapılmış tonozlarla kubbelenmiştir. Taş dizilerindeki diziliş düzeni olukça itinalıdır ve medreseye sadeliğin yanı sıra abidevi bir hava katmakta.

Şehir merkezi turundan sonra, Gevhernesibe Tıp Müzesi şimdiki adıyla Selçuklu Uygarlığı Müzesi ziyaret ediyoruz.
selcuklu uygarlik muzesi
Selçuklu Uygarlığı Müzesi;
“Çifte Medrese” olarak da tanınan Gevher Nesibe Darüşşifası ve Gıyasiye Medresesi, Selçuklu hükümdarlarından II. Kılıçarslan’ın kızı, Gevher Nesibe Sultan’ın vasiyeti üzerine, kardeşi I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 1205-1206 yıllarında yaptırılmış. Sade mimarisiyle dikkat çeken külliye, Anadolu mimarlık tarihinin günümüze kalan en önemli yapılarından.
Osmanlı Dönemi’nde kısmen onarılmış olmasına rağmen, harap haldeyken 1960’lardan itibaren başlayan kapsamlı restorasyon çalışmaları yapılmıştır. 1980’li yıllardan itibaren Erciyes Üniversitesi tarafından Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılmıştır. 2012 yılında Çifte Medrese’nin kullanımının Belediyemize devredilmesiyle Selçuklu Müzesi kurma çalışmaları başlamış.
Yapıdaki başta çatı olmak üzere küçük onarımlar, müze koleksiyonunun oluşturulması, içeriğinin hazırlanması 2 yıl boyunca yoğun bir biçimde devam etmiştir. Sonunda kent için tarihsel ve imgesel değerinin yanı sıra, yerel ve evrensel kültürel mirasın da önemli bir parçası olan bu anıt eser, Belediyemiz tarafından, Anadolu Selçuklu dünyasını farklı yönleriyle tanıtan bir müzeye dönüştürülerek 21 Şubat 2014 tarihinde hizmete açılmış.
Kent tarihinden yola çıkarak Anadolu ortaçağına ve Selçuklu Uygarlığına odaklanan müze tematik bir yaklaşımla planlan. Bir kısmında Selçuklu Medeniyeti ile ilgili uygarlığı ön plana çıkaran müze, diğer kısmı ise şifahiye özelliğini ön plana taşımakta. Selçuklu Uygarlığı ile ilgili olan kısımda; ‘Selçuklu Kenti’, ‘mimarisi’, ‘sanatı’, ‘bilimi’, ‘giysisi’ gibi unsurlar ile ‘Kayseri’de Selçuklular’, ‘Anadolu’da Selçuklular’ gibi kısımlar yer almakta. Şifahiye ile ilgili kısımda ise; ‘hastalıklar’, ‘tedavi yöntemleri ve aletleri’, ‘bilginler’, ‘ecza’, ‘su ve sağlık’, ‘müzik ile tedavi’, ‘renk ile tedavi gibi kısımlar bulunmakta. Müze içerisinde sergilenen Selçuklu ve yakın dönemine eserlerinin yanı sıra, etkileşimli ve teknolojik görsellik içeren alanlar yer almakta. Böylece ziyaretçiler dinleyerek, deneyerek, uygulayarak ve teknolojik aletleri kullanarak Selçuklu Medeniyeti hakkında bilgiler almakta. Ayrıca çocukların müzeyi ve Selçukluyu sevmesi için çocuk odası bulunmakta bu odada çizgi filmler ve çeşitli oyunlar bulunmakta. Yine müze içerisinde çeşitli konser ve kültürel faaliyetlerin yapılacağı mekanlar bulunmakta.
Selçuklu Uygarlığı Müzesi’nden sonraki durağımız Talas Yaman Dede Konağı Yeraltı Sarnıcı.

Talas ilçesinin önemli kültür miraslarından olan 4 katlı Yaman Dede Konağı, restore edildikten sonra Kültür Evi olarak düzenlenerek açılmış. 200 yıl öncesinde zamanın bütün teknolojik yenilikleri kullanılarak inşaa edilen, sonrasında kaderine terk edilen konak, yeniden restore ederek kültür varlıklarımız arasına katılmış. Konağın giriş kapısının yanında bulunan açılı bir delikten bakıldığında, konağın bulunduğu sokağın girişi ile çıkışının rahatlıkla görülebiliyor, bu sistem konağın güvenliği için kullanıldığını düşünülmekte. Konağın kapısında, erkek ve kadın misafirlerin ayrı ayrı kulandıkları tokmakların bulunmakta, ayrıca kapı çalındığında, ev sahibinin oturduğu yerden kapıyı açabileceği ipli bir düzenek bulunmakta. Aynı zamanda konakta bir de klima sistemi bulunuyor. Konağın alt katında bulunan kiler ve depolardan, odalara açılan küçük delikler sayesinde yaz günlerinde konağın her odası serinletiliyor. Konağın 1 yıllık su ihtiyacının karşılanabilmesi için 2 ayrı su deposu bulunuyor. Konakta suyun istenilen yerde rahatlıkla kullanılabilmesi için çeşmelerle, yatak odaları başta olmak üzere hemen her odada banyo bölümü yer alıyor. Konak 200 yıl öncesinde insanların nasıl bir yaşantıya sahip olduğuna güzel bir örnek.
Talas Yaman Dede Konağını hayranlıkla gezdikten sonra otelimize akşam yemeğe kadar dinlenmek üzere yola çıktık.

Otel odasında Erciyes manzarası eşliğinde kahve içip dinlenmek gittiğimiz gördüğümüz yerleri tekrar düşünmek çok iyi geldi. Tam saatinde lobide buluşarak bu sefer Eski Kayseri Mahallesi’nde Setenönü’nde Kayseri’ye özgü bir et yemeği olan Güveç’in yapılışını görüp ardından yemek üzere yola çıktık.
kayseri-avlu-restaurant
kayseri-avlu-yemek
Böyle bir masa, böyle bir lezzet eşliğinde hoş sohbet daha ne olsun. Vaktin nasıl geçtiğini anlamadan geceyi tamamlayarak dinlenmek üzere Radisson Blu Otele doğru yola çıkıyoruz. Yeni güzellikleri görüp, gezmek, yeni şeyler öğrenmek üzere merak içerisinde uykuya dalış:)

Benzer Yazılar

Burgazada Çardak Balık Restaurant

Burgazada Çardak Balık Restaurant Türkiye de balık yemek yalnızca hafta sonları ve akşam yemeğin de yenilir gibi bir alışkanlık olsa da biz Burgazada Çardak Balıkçısı Bostancı şubesinde öğle yemeği için Oya Emerk ve Gülhan Kara ile buluştuk. Sıcak samimi bir ortamda...

Zeferan Restaurant

Zeferan Restaurant 7 Şubat 2017 tarihinde kapılarını açan Zeferan Restaurant, Ajwa Hotel Sultanahmet in sekizinci katında, Tarihi Yarımada’yı ve Prens Adaları’nın tamamını Yeşilköy sahiline kadar gören muhteşem deniz manzarası ile haftanın yedi günü 07.00 ile 24.00...

Seraf Restaurant

Seraf Restaurant Geçtiğimiz günlerde Seraf Restaurant Genel Müdür'ü Sinem Özler Kırancgeçen ile hem Seraf Restaurant hakkında sohbet ederek hem Anadolu mutfağından hemde Osmanlı mutfağından hazırlanmış olan lezzetleri tadarak harika bir gün geçirdik. Mekan Mahmut Bey...